BIRAKIN ADAYLAR PROPAGANDAYI PROJELERİYLE GÖTÜRSÜNLER





Ülkemiz tarihinin en sorunlu bir dönemini yaşarken, CHP?yi eleştirmenin, sorumsuzluk sayılacağını biliyorum. Ancak, Tek Adam seçiminden bu yana baktığımda, hep R.T.E ve AKP'yi eleştirirken, aslında nedenlerinin sonuçta, CHP ile ilgili olduğu da saklanamaz bir gerçek. 1974?den beri çok olumsuzluklar gördüm. Ama bu kez 31 Mart seçimi için aday belirlenmesinde yaşananları ve kamuoyuna yansıyanları, ben bile anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü bu gün olduğu gibi, bırakınız ilçe başkanlarını il başkanı, parti meclisi-merkez yönetim kurulu üyesi ve meclis başkan vekilliği konumunda istifaya varan tepkileri ne gördüm ne de duydum. Bu durum, bütün umudunu CHP'ye bağlamış, aş-iş derdindeki sade yurttaşın haklı tepkisini çekmeye devam ediyor.

CHP'nin, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri, çağdaş uygarlık yolunda üstlendiği görev ve sorumluluk, başta bu gün iktidardaki AKP, hiçbir bir başka parti için söz konusu değildir. İşsizlik ve fiyat artışı derdiyle boğuşan sade seçmen güncel olarak böyle bakmasa da, demokrasisi olgunlaşmamış, kalkınmasını tamamlayamamış bizim gibi Müslüman bir ülkede yurdunu seven, sağduyu sahibi ve öngörüsü yüksek öncü kesimlerin-boyutu ne olursa olsun- CHP'ye bakışı olağanüstü önem taşır. O bakışın halk indinde etkinliği de, başta genel başkan, parti üst yönetiminin, içerde ve dışa dönük söylem ve eylemlerinin tutarlı, inandırıcı ve güven verir olmasına bağlıdır.

2010?da, genel başkan seçildiği ilk kurultayda ?anlamlı bir seçim kazanamazsam, ayrılırım? dediği halde, dokuz seçim kaybetmiş olmayı ?anlamlı? saymıyor olmalı ki, CHP Genel Başkanı, partiyi tek başına sahiplenmeye ve ayrılmamaya kararlı gözüküyor. Üstelik tüzükte yapılan antidemokratik değişikliler ile de, kendisi istemedikçe Genel Başkan'ı değiştirmek de olanaksız hale gelmiş durumda. Son olanlar ise kamuoyunda, Genel Başkan ve yakın çevresinin, ya konumlarını koruma ya da geleceği güvenceye alma hesabı içinde olduklarını gösteriyor. Oysa halkın en başta günlük ekonomik yaşam, ülkenin her alanda içine düştüğü çıkmaz yüzünden, AK Sarayın baskısından kurtulma fırsatı saydığı, bir yerel seçime gidiyoruz.Ne yazık ki son olumsuzluklar, yerel seçimin gündeme girdiği ilk aylardaki AK Sarayın olumsuz durumuna karşı CHP?ye yönelen seçmen ilgisini soğutuyor.

Son yirmi yılda, Avrupa'da da sosyal demokratların, muhafazakâr ve liberal-kapitalist partiler karşısında zayıflaması ve bunun Türkiye'ye de yansıdığı bir gerçek. Özal'la başlayan ve küreselleşme ile yaygınlaşan bireyselleşmenin özellikle yeni kuşakları sosyal demokrasiden uzaklaştırdığı da doğru. Ancak, yine Avrupa?da ve Güney Amerika?da, genel seçimlerde böyle olmakla birlikte, başta ekonomi olmak üzere halkın güncel dertleri açısından yerel yönetimler öne çıkmış durumda. Merkezî ya da federal hükümetler iktidarda olduğu halde birçok orta ve büyük ölçekli kentlerde muhalif yerel yönetimler seçim kazandılar. Bizde de 1989 ve hatta 2009?da olduğu gibi sosyal demokrat belediyecilik anlayıştaki partiler yerel seçimlerde önemli tırmanış gösterdiler. İşte bu nedenle, İstanbul Belediye başkanlığı deneyimine dayanarak bu gerçeği görmüş olmalı ki, Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP?nin temel amaç ve hedeflerinde olmadığı halde sırf propaganda için açıkladığı son seçim manifestosunun 11 maddesi de CHP (SHP)?nin 1989?daki yerel seçim bildirgesinin hem de aynı başlıklarla kopyasından başka bir şey değil.

Sonuç olarak şunun altını çizmek istiyorum. CHP, Genel Başkanı başta olmak üzere Üst Yönetim, artık Partili Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan?la günlük söz dalaşını ve gelecek post hesaplarını 1 Nisana ertelesinler. Ve İstanbul büyük şehir adayı Ekrem İmamoğlu?nun başlattığı ve sürdürdüğü gibi, bütün il ve ilçe adayları 31 Mart akşamına kadar, yerel seçim propagandasını mahalle mahalle, halkın içinde projeleriyle götürsünler.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 11.2.2019 07:43:10 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu