SAVAŞ VE İNSAN




Hazar denizinden Akdeniz’e, Basra körfezinden Tuna nehrine kadar Türkiye’mizin de içinde olduğu kıtasal büyüklükteki onlarca ülkenin karşı karşıya kaldığı soğuk ve sıcak savaşlar ikinci dünya savaşından beri hiç bu kadar tırmanmamıştı.

Son Azerbaycan-Ermenistan sıcak çatışmasıyla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri dört tarafta ateşle karşı karşıya.

Orta doğuda İsrail’in kurdurulmasıyla başlayan ve Sovyetler Birliğinin (Rusya’nın) parçalanmasıyla Bosna’da ve Çeçenistan’da alevlenen ırk, din hatta mezhepler arası yangının sönme umutları artık görünmez oldu.

Bu savaş ortamının, politik, diplomatik, askeri ve ekonomik nedenleri üzerine ulusal ve uluslararası medyada her gün yüzlerce kişi konuşuyor, yazıyor, çiziyor.

Ben bu yazımda “önce insan” açısından bakmak istiyorum;

Kabataş Erkek Lisesine gidene kadar Türkçe (edebiyat) dersini ben, yalnız gramer olarak bilirdim. Behçet Necatigil hocam sayesinde diyebilirim ki, ülkemizde ve dünyada bilinen tüm yazarların hemen tamamını tanıma şansını bulanlardan birisiyim. Ya bir kitabını, ya bir hikâyesini, şiirini, denemesini, araştırmasını vb. sevgili öğretmenimiz ya okudu ya okuttu ve dinletti.

Yine onun sayesinde kazandığım okuma ve hatta yazma merak ve çabamı hala sürdürüyorum. Okuma konusunda benden daha hızlı olan sınıf arkadaşlarımdan Eray Erdoğan’la her konuda olduğu gibi ülkemizin son yıllarda tırmandırılan bu savaş ortamıyla ilgili konuşurken bana bir kitap önerdi;

“Dünün Dünyası Işığında Stefan Zweig’ın Hayatı”*. Bir solukta içim sızlayarak okudum. İşte sadece iki paragraf:

“Bir nevi Araf’ta olan insan yığınları vardır, çünkü yaşarken cehenneme tanıklık etmiş, bir taraftan da bu ortamdan beslenen ve kendilerine cenneti yaratan azınlıklar olmuştur. Kabil gibi savaşı onaylayan ve bundan kendisine fırsatlar yaratan insanların yanı sıra, hiçbir şeyden Habil gibi haberi olmayan masum insanların yok edildiğini bu savaş ortamına anlam verememelerine karşın genç yaşlı demeden herkesin vatan uğruna canlarını feda etmeleri de söz konusudur.”

Hitler (gibi tek başına ülke yönetimine eline alanlar), gelişen toplumsal kırılmayı ve insanların yaşadığı yoksulluğu ve çaresizliği kendi lehine çevirmeyi bilmiş ve onların anladığı şekilde davranarak ve konuşarak büyük bir kitleyi yanına alarak her geçen gün gücüne güç katarak ilerlemeyi başarmıştır.”

Stefan Zweig’ın bu yaşamsal uyarılarını alınca, hep elimin altında tuttuğum bir ünlü yazarın kitabından alıntıyla yorumladıklarımı da aktarmam gerektiğini düşündüm. Wilhelm Reich’in “Faşizmin Kitle Psikolojisi”**:

“Acı gerçek o ki; kitle psikolojisi, savaş ortamlarında çoğu zaman devlete yaranmak için savaş çığlıklarına kendisini kolayca kaptırır. Oy hesabı yapan çirkin politikacı da, kitlenin bu iyi niyetli heyecanını ve duyarlılığını hep kullanmıştır. Politikacının bu eğilime kapılması, ödün veya destek vermesi, toplumu her zaman geri götürmüştür. Tarihte örnekleri çok görülen bu popülist hastalık (kitle yardakçılığı), en demokrat ülkeleri bile etkisi altına alabilmiştir.”

Bunları anımsatmamın nedeni, asla kötümserlikten değil, “barış ve laik demokratik cumhuriyet sevdalılarımızın” şu günlerde gösterdiği yürekli sorumluluk bilincine ve kararlılığına içimde duyduğum inanç ve güveni paylaşmak istedim.

(*) Yazar: Cemile Akyıldız Ercan

     Yayınevi. Çizgi Kitapevi

(**) Yazar: Wilhelm Reich

        Çevirmen: Yüksel Pazarkaya

        Yayınevi: Cem Yayınevi


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 19.10.2020 09:07:01 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu