Prof. Haluk Ülman?ın Kitabından




Ekonomik ve sosyal gelişme (kalkınma) sürecindeki ölçütlerin biri de ?okuma-yazma? oranıdır. Daha doğrusu nitelikli eğitim olgusudur. Bence özellikle sanayileşme evresine girebilmek ve hızla ilerlemek için okumaktan daha önemli olanı, yazmaktır. Çünkü gelişme (ilerleme), ancak geçmiş (yaşanan) bilgi, deneyim ve değişimin üzerine koymakla mümkündür. Başkalarının (başka ülkelerin) yaptıklarını-ettiklerini (yazdıklarını) kopyalamakla, kendi ülkenizin yapısına (doğasına) uygun ve yeterli sonuç almanız olası değildir.

Biz Avrupa?da başlayan her alandaki değişimi-gelişimi onlarca yıl sonra, açıkçası cumhuriyetle başlatabildiğimiz için kendi damarımıza (alt yapımıza) uygun ve geçerli çözümlemeleri yapmakta, daha çook fırın ekmek yememiz gerekli. Teknik konularda kopyalayarak belki bir şeyler üretiyoruz ama özellikle sosyal ve kültürel kopyalamayla kendimize uyan metot, süreç, kuram ve kurallara ulaşamıyoruz. Üstelik bu konularda, çağdaşlık ile ilkellik (yerli ve milli adı altında bilim ve gerçek dışılık) kavgasıyla, halkı gittikçe tırmanan bir ayrışmaya götürüyoruz.

Uygar toplumlarda olduğunun tersine, kuşaklar arası kendi bilgi ve deneyimlerimizi aktarmayı günah, suç ve yasak saymışız. Tinsel konularda Arap, tarih-kültür çevre ve insanla ilgili konularda da Acem kaynaklarına dayalı çoğu farklı ve çelişkili el yazmalardan (kitap, risale, nüfus-tapu resmi kayıt vb.) ancak dar bir zevat yaralanabilmiş, Anadolu?da ise bu olanağı bulan sayısı, üç haneyi geçmemiş. 

Bir şeyi sadece okuyup öğrenmenin önemli ama o öğrendiğini ülkenin koşullarına göre özümsemek ve gelecek kuşaklara aktarmanın çok daha önemli olduğunu en üst düzeyden bile tam anlamış değiliz. Sadece Tanzimat sonrası askerî ve diplomasi konularında sarayın aldığı yenileşme ve gelişme (öğrenim ve eğitim kaynağı yaratma-okuma/yazma-) atılımının, kurtuluş savaşını başaran ve cumhuriyeti kuran kadroları yetiştirdiği gerçeği ile avunuyoruz.

Bunları bilgiçlik taslamak için değil, ülke yönetiminin üst düzeyinde görev yapanların, yaşadığı ve gördüğü olaylarla ilgili bilgisini, deneyimini, değerlendirmesini ve yorumunu gelecek kuşaklara aktarma konusunda, çok ciddi bir tembellik ve eksiklik içinde olduğunun altını çizmek istedim. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel?e anlayışına sığınarak bir keresinde dediğim gibi, O ve onun durumundakiler, örneğin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu?da bu gün çıkmaza giren sorunlarla ilgili yaşadıkları deneyim ve birikimlerini olsun yazsalardı?

Özellikle, ekonomik, diplomatik, askeri ve politik konularda karar ve uygulamanın başında ve etkin konumda olan kişilerin bıraktığı kaynak kitap, derleme, dosya ve yazı kıtlığının önemini, bilim çevrelerimiz bile yeterince kavramış değil. Kendi toplumsal yapımızla ilgili durumu ve olacakları, çoklukla dış kaynak yöntem-yazım ve araştırmaları ile yorumlamaya çalışıyoruz.

Ne yazık ki, bunları bu gün yazmamın belki de hiçbir anlamı yok artık. Çünkü 2003?ten bu yana her alanda ülkeye hâkim olan tek adam zihniyetinin, kendinden önceki cumhuriyetin yazmalarına-okumalarına, bırakın ihtiyacını ve inancını, tersine inkârı ve kini var. Onun okumaları, varsa-yoksa uydurma (devşirme) Arabî kaynaklar. 

?Şam?ı fetih? naralarının atıldığı şu günlerde, yine de belki yanındakiler okursa diye, yakın zamanda sonsuzluğa uğurladığımız çok değerli siyaset ustam ve diploması hocası Prof. Haluk Ülman?ın bir kitabından alıntıyla yazımı bağlamak istiyorum, ?1- Dış politikada duygusal düşüncenin, beklentinin ve kararların yeri yoktur. 2- Bulunduğunuz zaman dilimi içindeki güçlü ülkelerin çıkarlarını, kendi çıkarlarınızla çatıştırmamanın yolunu bulmalısınız?. 
 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 17.2.2020 07:41:42 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu