Tarihi Çağrışımlar!




Partili cumhurbaşkanlığı sisteminin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni büyük oranda devre dışı bıraktığı bir gerçek. Muhalefet daha önce, başta devlet bütçesi olmak üzere, içinden seçilen hükümetin karar ve icraatını denetler, soruşturur, araştırır ve hatta gensoruyla düşürebilirdi.

Artık bu hak ve yetkisi olmayan ve adeta görev diye eleştiren muhalefetle, meclisten tamamen bağımsız cumhurbaşkanlığı hükümetinin milletvekilleri arasındaki gerginliğin, daha önceki dönemlerde görülmedik kadar şiddetlenmesini, sağduyulu yurttaşların anlayamadığı, ciddiye almadığı ve ancak umutsuzlukla izlediği de bir gerçek.

Olursa(!) seçime doğru bu halin nereye varacağı konusunda da iyimser olmak olası değil. Üstelik Partili Cumhurbaşkanlığı hükümetinin oy kaygısına dayalı politik gündemini, (artık ilgisi ve etkisi kalmadığı halde), ana muhalefeti karalama, suçlama ve yargılama üzerine kurduğu da anlaşılıyor.

Böyle olmasına karşın ana muhalefet ise, bu tek adam iktidarının anayasaya, yasalara ve kamusal geleneklere aykırı kararlarını ve uygulamalarını fotoğraflayarak, dosyalayarak ve belgeleyerek eleştirmeyi inatla sürdürüyor. Bunun, gelecek oy sandığında karşılık bulacağı umudunda!

Artan baskılar yüzünden sayılarının azalmasına karşın, demokrasi sevdalısı sivil toplum örgütlerinin, yazar-çizerlerin ve aydınların etkili* eleştirisi ve demokratik eylemleri iktidarı muhalefetten daha çok rahatsız ediyor ve kızdırıyor. Onlardan birisi, siyasetçi yazar Engin Ünsal?ın önceki bir yazısındaki** tarihî çağrışımını anımsatmak istiyorum;

?Gaius Caesar Agustus Germanicus III. Roma İmparatoru'dur ve MS 37-41 yılları arasında görev yapmıştır. Aşırı hırsı, acımasızlığı ve Caligula takma adı ile tanınır. Gaius Caesar, nam-i diğer Caligula, şöhretin ve gücün insanı politik yaşamında nasıl bozduğunun tipik bir örneğidir. Kendini ?yaşayan tanrı? olarak ilan etmişti. Atını Senato?da konsül yapma sözü vermişti ve bunu tüm ülkeye duyurarak gerçekleştirmişti. İhtirasını frenlemesini bilmeyen, ?muktedirim, her istediğimi yaparım? sanısına kapılan ve yaptıklarından asla nedamet duymayan bir imparatordu. Arkadaşlarının onu hal etmeleri dört yıl dört yıl aldı. 

İngilizcede siyasiler için kullanılan bir deyim vardır; ?power corrupts?. Bunu dilimize güç insanı bozar, yozlaştırır olarak çevirebiliriz. Siyasette öne çıkan insanların etrafını, özellikle geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde, kişilik fukarası, tabasbusa meyilli, el-etek öpmeye meraklı insanlar sarar. O lider uçmasa da onu uçururlar. Bir toplumun başına gelecek en büyük felaket budur. Bu malûm çevre, o taptıkları insana ülkede cehaleti ayaklandırması yolunda öğütler verirler. Bilimin ve bilgeliğin yok edildiği toplumların cahillerin egemenliğinde ve çoğunluğunda daha kolay yönetileceğini söylerler ve onu ulemanın öne çıkarılmasına inandırırlar. Cehaletin kalkındığı, ulemanın yol gösterici olduğu toplumlar bilime sırtını dönerek kör bir karanlığın tutsağı olurlar ve özgür birey değil, güce tabi kul olduğuna inandırılmış kişi de iktidarın nimetlerini sömürerek acımasızca kullanmaya başlar. Ama uzun sürmez bir gün gelir keser döner, sap döner ve hesap verme günü gelir?.

Caligula gerçeği, sadece Roma İmparatorluğu?na özgü değildi. Yakın tarihte örnekleri çok görülen bu iktidar hırsı içindeki popülistlik (kitle yardakçılığı), en demokrat ülkeleri bile etkisi altına alabilmiştir. Millici (nasyonal) sosyalist Adolf Hitler ile faşist Benito Mussolini'nin dünyayı kana bulayan ve milyonlarca insan canına mal olan politikalarına, Alman ve İtalyan kitleler, coşku ile güç vermiştir.

1950'lerde ABD'deki Mc Carthy'izmin bayrağını, emekçi düşmanı beyaz ırkçı yüz binler sırıtarak taşımıştır. Doğunun politik toprağı da tapılacak ?muhteris muktedirler? yaratmakta çok verimlidir. Tabanı delik ayakkabı ile gelenlerin Karun?laştığı bilinir. At sırtında Bağdat?ı fethedip, heykelleri yerle bir edilenler geldi geçti. Bizde de sonu acı olan bir başbakan kibirle, ?odunu aday göstersem, seçtiririm? demişti.

Kitlelerin psiko-sosyal yapısını, bir anlamda ortak kitle ruhunu irdeleyen bilimsel araştırmalar***, beyni karartılan yığınların din, mezhep ve etnik duygusallıklarının, önlenemez ?tiranlar? yarattığını belgelemiştir. Acı gerçek o ki, kitle psikolojisi bu olaylar karşısında çoğu zaman hukuk dışı uygulamaları ve hatta devlet adına şiddet kullanımını alkışlamıştır. Oy hesabı yapan politikacı, kitlenin bu çoklukla safça heyecanını ve duyarlığını hep kullanmıştır.

Ancak görüyoruz ki, uygar ülkelerde olduğu gibi bizde de nüfusunun çoğunluğunu içeren genç kuşaklar, erişilmez güce sahip olduğuna güvenenlerin (sananların) yaptıklarını, derin bir hüzünle ama tepkili bir sabırla izliyor. Çünkü onlar, yılların birikiminden aldıkları derslerin, derinliğini, zenginliğini ve ortak sorumluluğunu özümsemiş olmanın özgüveni içindeler. Çünkü onlar, değişim ve gelişim özgürlüğünün, ?verilmediğini?, ?alındığını? 6. Filo (Yankee) Go Home diye haykırdıkları 1960?ların ikinci yarısından beri çok iyi öğrendiler ve öğretmeye devam ediyorlar.

(*) Gazeteci ve Haber Spikeri Fatih Portakal?ın tanımladığı gibi

(**) Aydınlık Gazetesi. Mart 2017

(***) Kitleler Psikolojisi, Gustave Le Bon, Say yayınevi 2018 - Kesin İnançlılar, Eric Hoffer, Olvido Yayınevi: 2019


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 15.6.2020 08:47:13 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu