Her SENARYODA (Dizide) mutlaka “SON” Yazar (Kanlı da, Kansız da Olsa*)




İnsanoğlu, tarihinin en ağır "içe kapanma” dönemini yaşıyor. Bu şimdiye dek gördüğümüz türden değil.

Bizim bildiğimiz içe kapanma bireyseldi, yereldi, kültüreldi. Şimdi, birbirimize duygu ve düşüncelerimizle yabancılaştık. Sorunumuz, artık sadece merkez-çevre ayrışımından kaynaklanmıyor. Kendi takvimimizin değer yargılarının tutsağı olduk. Çoğumuz, birilerinin bilinçaltımıza yüklediği ezberi bir türlü bozamıyoruz.

Bu sapkın ve çarpık gidişin olumsuz girdabına hapsolduk. Kurtulma bir yana, nefret ve kin dolu kurgular sanki ışık hızıyla önümüzden uçup gidiyor. Kimimiz muhbir, kimimiz hain, kimimiz mağdur, kimimiz suçlu, kimimiz de ucuz kahraman olduk. Sanki her birimiz koşullanma yaşımıza-başımıza(!) bağlılığın bedelini ödüyoruz.

Kimin kiminle hesaplaştığı belli değil. Bizdeki son perdeye bir bakın, unuttuğumuz iç bağırışlarımızı gözümüze sokuyorlar. Artık yıllar öncesindeki bencil hırslarımızı, nefretimizi ve hatta gizli sevdalarımızı, kendi sesimizden dinletiyorlar.

Balyozu savuranlar da, başına düsenler de, zamana saplanıp kaldıklarını, değişimi ne anlıyor, ne de kavrıyorlar. Kendi zaman diliminin ezberinden kurtulamayanlar, o denli içe tutsak duruma gelmişler ki, karşılıklı kin ve nefret duygularının esiri olmuşlar.

Parti başkanlarımız, yargıçlarımız, askerlerimiz, devletin ve iş dünyasının tepesindekiler, sivil toplum örgütlerinin sözcüleri, aydın ve kanaat önderi geçinenler, yazarlar, çizerler ve hatta bilim adamları, kurgulanmış bir savaşın "tarafları" oldular.

Yüz Milyona giden nüfusumuzla Avrupa’nın hem en genç, hem de en büyüğüyüz. Bırakın daha eskisini, en kalabalık orta yaş kuşağımızın ırk, din ve mezhep sömürücüleri, okumuş bilgisizleri, şöhret delileri, ülke gündemini işgal ettiler. Halk bu sirkin seyircisi olmaktan yorgun düştü.

Bu ülke, cumhurbaşkanların ve iktidara ortak muhalefet liderlerinin, asker-sivil en yetkili koltukların birlik ve dirliği bu denli dağıttığını-yıktığını, daha önceleri hiç görmedi.

“Demokrasi sadece sandıktır” dedikleri sandıktan artık çıkamayacaklarını gördüler. Çareyi, halkı korkutmakta arıyorlar; Yoksa ilahi inancı (ahlak ve vicdanı) olan hiçbir Cumhurun Başı halkının gözünün içine baka baka “daha neler olacak neler, bunlar iyi günler” der mi?

Yoksa ülkeyi saran haksızlığı, salgını, pahalılığı, işsizliği ve yolsuzluğu bırakıp, halkın gündemini, laik cumhuriyete duydukları kin ve nefretle işgal ederler mi?

Sıkça yineleyip duruyorum; Bu halk, 1946’dan beri özellikle başta İslâm ülkeleri olmak üzere, çevremizde ve dünyada ama daha önemlisi ülkemizde olanı-biteni acılarla-sızılarla yaşayarak, her şeyin ardında-önünde ne olduğunu ve politikacılar dahil, herkesin de “ne mal olduğunu” çok, çok iyi gördü.

Gördü de, “niye hala ayağa kalkmıyor” umutsuzluğuna kapılanlar, son yetmiş yılda yaşanan başta siyaset, ülkenin karşı karşıya kaldığı her bunalımdan, yine bu halkın sayesinde düze çıktığımız gerçeğine inansınlar ve genç kuşağımıza güvensinler yeter.

2001 krizinde halk Kasımpaşalı R.T. Erdoğan’ı kendinden bilmişti(!). Halklar sabırlıdır. Günü geldiğinde sesini çok iyi yükseltir. Yüz yıldır ciğerlerinde “kulluğun” yerine “yurttaşlığın” nefesini soluyan milyonlar yine, havasına-suyuna-toprağına ve aş-iş derdindeki oğluna-kızına sahip çıkacak bir yeni Kendinden!i bulur, bulacaktır. 

2011’de Ege’den başlayan, 2019 Haziran’ında İstanbul’dan Anadolu’ya, göğün ikinci katına yükselen “Halkan Haykırışı”, önünde sonunda Sarayların zirve katına ulaşacaktır.

Sinemateğin belgelediği tek gerçek, perdesinde ya da ekranında “SON” yazmayan hiçbir oyun, film, dizi yoktur.

(*) Milli Görüşün Banisi Necmettin Erbakan (Nisan 1994)


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 7.6.2021 08:15:58 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu