Sandıktan ÇIKARMAZ, ÇIKARMAYACAK TA…




Kim ve ne sebeple olursa olsun, son bir aydır iktidarın en yetkili postları ile ilgili söylenen ve yazılanlardan artık açıkça görüldü ki, haksızlık, hukuksuzluk ve karanlık ilişkiler bütünüyle kamusallaşmış durumda.

Ne var ki, yazılı ve görsel propaganda mecraları en üst düzeyden kontrol altında olduğu için ortalama yurttaş, daha öncekilerden daha vahim olan bu batağı gerçek boyutlarıyla göremiyor.

Elbette sosyal medyaya hâkim özellikle genç kuşak her şeyin ayırdında ve olabildiğince paylaşmaya çalışıyor.

Çünkü hiçbir iktidar, bu iletişim ve haberleşme çağında bu tür gerçekleri yok etme gücüne sahip değildir. Eninde sonunda gerçekler ortaya saçılır. Şimdi olduğu gibi…

“Öyle de, iş işten geçti” kaygısını taşıyanlara katılmıyorum. Niye mi? Birincisi, ülkemin AKP’den önce özellikle adı barajlar kralına çıkmış Süleyman Demirel olmak üzere gelmiş geçmiş diğer cumhuriyet iktidarlarının sayesinde başta enerji, tarımın ve imalat sanayiinin alt yapısında tamamlanan yatırım kapasitemiz (ki, sata sata bitiremediler);

İkincisi ve daha önemlisi, yine laik cumhuriyetin yüzyıldır yetiştirdiği dünya çapında her alanda yarışma gücü kazanmış olan genç kuşak kadrolarımızın yetkinliği;

Çökertilmiş olan durumu toparlaya artısıyla yetecektir.

Elbette AK Saray da bu gerçeğin ayırdında. O nedenle, hızlı düşüşünün (sandığı kaybetmemenin) önlemini arıyor.

Bir yıldır “uygulamalı siyaset” başlıklarıyla bu konuda yazdıklarımı bir kez daha güncelleştirmek istiyorum:

Muhalefet baskısını artırsa da, erken seçim olmayacağını görüyordur. 

CHP Genel Başkanının ısrarla gündemde tutmasının nedeni, Millet İttifakının dağılmasını önlemek için.

Çünkü Partili Cumhurbaşkanının seçime gitmeden planındaki ilk başlık, Saadet Partisinden önce İYİ Partiyi ne yapıp, yapıp yanına almaktır.

Gerekirse Akşener’in koşulu olan “iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem” önerisinde ödün verecektir.

Kapatarak ya da -yeniden çözüm süreci vaadiyle- HDP’yi pasif (bağımlı, zorunlu) duruma getirmeyi sürekli gündemde tutturuyor.

Amacı, en azından Kürt kökenli seçmenden daha önce aldığı oyu yeniden sandığa çekmektir.

Böylece yüzde 50+1 yerine birinci turda en çok oyu alma hedefini kesinleştireceğine(!) inanıyor.

Yine de halkın özellikle aş-iş ve haksızlıklardan ötürü kalmayan güven ve sabrından korkarsa, zaman kazanmak için seçimi ertelemek ve ötelemek için anayasal gerekçelere başvurma olasılığı, dilaltı konuşmalardan anlaşılmıyor değil.

Öncesini bırakalım son üç yıldır açıkça görülen, Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin karar ve uygulamalarından halk bütünüyle (çok) zarar gördü.

 Ak Saray “halka rağmen gözükse de her şeyi halk için yaptığını” inatla ve yüksek sesle yineleyip duruyor. Ancak;

Anımsayalım, 1923 Kurtuluş sonrası, halkın yüzde 96’sı Anadolu’da köyde yaşıyordu. Ve yoksuldu, yoksundu.

Cumhuriyet Hükümetleri, insanca ve hakça yaşam için -dinî duyarlılığı çok yüksek- “halk için ama halka rağmen” adımlar atmak zorunda kaldı. 

Tarımda, sanayide ve eğitimde-sağlıkta alınan onca olumlu sonuca rağmen yine de halk, 1950’de kendinden olduğunu(!) sandığı Demokrat partiyi seçti.

Demek ki halk, hele ki bu günkü gibi yapılanları somut, nesnel bir şekilde “kendisine rağmen” görüyorsa, sorumlusunu asla “sandıktan çıkarmaz, çıkarmayacak ta”.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 5.7.2021 08:46:32 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu