SÖNDÜRÜLMEDİ, SÖNDÜRÜLMEYECEK




15 Temmuz kalkışmasının üstünden tam 5 yıl geçti. Ama hala 16 Temmuz gününün olağanüstü koşullarında yaşanıyor. Hem de o denli canlı bir gündem halini aldı ki, daha dün olmuş bir yangın gibi, alevi bile sönmedi.

Sönmedi değil, söndürülmedi. Tarihe meraklılara Roma İmparatoru Neron’u anımsatırcasına! 

27 Mayıs 1960 ihtilalinden* bir buçuk yıl sonra 1961’de seçim oldu ve devrilen Demokrat Partinin yerine kurulan Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin koalisyon hükümeti iş başına geldi.

1961 Anayasası ile de, cumhuriyet tarihinin insan hakları, sendikaların grev-lokavt olmak üzere sivil toplumun örgütlenme hakkı ve basın ve üniversite özerkliğinin ülkeye hâkim olduğu bir döneme geçildi.

12 Mart 1971 dolaylı askeri darbesinden** iki yıl sonra 1973 seçiminde ortanın solundaki CHP ile bu günkü AKP’nin kökü olan milli görüş partisi Milli Selamet Partisinin birlikte kurduğu ve Kıbrıs Barış Harekâtını yapan koalisyonla, olağan demokratik düzen yeniden yola koyuldu.

12 Eylül darbesi öncekiler göre çok daha sert ve demokrasinin sonunu getirircesine kalıcı değişiklikler yaptı. Partileri kapattı. Liderler, üst yönetim ve parlamenterlerin siyasi yaşamını yasakladı. 

Ama üç yıl geçmeden yapılan 1983 seçiminde merkez sağda Turgut Özal’ın Anavatan (ANAP) partisi en çok oyu alarak iktidar ve solda Necdet Calp’in Halkçı partisi ana muhalefet oldular.

Darbecilerin bir generale kurdurdukları Milliyetçi Demokrasi Partisi ancak üçüncü olabildi. Anayasal kurumlar başta olmak üzere, siyasal ve toplumsal yaşam yine demokrasiye yönelmiş oldu.

1987’de yapılan halk oylaması sonucu 12 Eylül darbesinin yaşam boyu yasakladığı Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, partilerinin başında1991 seçimine girdiler.

Birinci parti olan Doğru Yol (DYP) ile Erdal İnönü’nün kapatılan CHP’nin yerine kurduğu Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ortak hükümeti iş başına geldi. 

1995’teki seçimler, demokrasinin ön koşulu olan “gizli oy-açık sayımın” özgürce ve güvenle uygulandığı tartışmasız bir seçim oldu.

1994’de yüzde 25 oyla İstanbul Belediye Başkanı olan R.T. Erdoğan’ın da içinde olduğu milli görüşçülerin Refah Partisi, 1995 genel seçiminden birinci çıktı.

DYP ve ANAP’ın koalisyon denemeleri başarısız olunca, 1996’da Refah Partisi, Tansu Çillerin başında olduğu DYP ile koalisyon yaptı ve milli görüşün banisi Necmettin Erbakan ilk kez iktidara geldi. 

Başbakan Necmettin Erbakan (Hoca) karşı olduğu halde, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve R.T. Erdoğan’ın açtığı kapıdan Fethullah Gülen Hizmet Hareketi partinin tabanına hâkim olmaya başladı.

28 Şubat 1997’de,  laiklik karşıtı kadrolaşmanın (sonradan ortaya çıktığı gibi) orduda, yargıda ve eğitimde kadrolaşmasını gerekçe gösteren Silahlı Kuvvetler, dolaylı girişimlerle Refah-Yol koalisyonunu dağıttılar.

Ve Refah Partisi kapatıldı, Fethullah Gülen ABD’nin kontrolüne girerek yurt dışına kaçtı.

1999’da seçimler, hiçbir vesayetin ve baskının etkisi altında kalmadan tam bir serbesti ortamında yapıldı.

Bülent Ecevit’in Demokratik Sol Partisi (DSP) en çok oyu aldı. DSP-ANAP-MHP ortak hükümeti yönetime geldi. Kapatılan Refah Partisi yerine milli görüşçülerin kurduğu Fazilet Partisi sandıktan üçüncü çıktı.

Tansu Çiller’in hükümetinin 1994’de yaptığı devalüasyon ile (dolar karşısında Türk Lirasının değeri 2 kat düşürüldü) ivmesi artarak yükselen fiyat artışları (enflasyon), ekonomiyi 2000’deki krizle karşı karşıya bıraktı.

Yirmi yılın biriken yapısal ve mali açıkları yüzünden çöken ekonominin kurtarılması için uygulanan istikrar politikası dolaysıyla tırmanan işsizlik ve durgunluğun faturası, cumhuriyet tarihinin en demokrat, dürüst ve halkçı lideri Bülent Ecevit’in üzerine yıkıldı.

İki yıl içinde alınan önlemlerle ekonomi dengelendiği halde, halkın aşına ve işine henüz yansımadığı 2002’de -bu gün hala ne yaptığı anlaşılmaz olan- Devlet Bahçeli hükümeti bozdu ve 2004’de yapılması gereken seçim 2 yıl öne alındı.

İçinde milli görüşçüler A. Gül ve B. Arınç’ın da olduğu bir grup politikacı, Liderleri Erbakan’ın Fazilet Partisinden ayrılarak, başlarına R.T. Erdoğan’ı geçirip Adalet ve Kalkınma Partisini (AKP) kurdular.

2002 erken seçiminde, Aş-İş derdine çare arayan seçmen, 2000 krizinin suçlusu gördükleri bütün partileri tasfiye etti.

Ve denenmemiş yeni bir kurtarıcı ve kendilerinden biri sandıkları (28 Şubat mağduru rolünü iyi oynayan) Kasımpaşalı R.T. Erdoğan’ın AKP’sini, yüzde 34 oy (yani toplam oyun üçte bir) ile tek başına hükümete getirdi. 

Bir seçim önce meclis dışında olan CHP’de yüzde 19 oyla meclise girebilen ikinci parti oldu. Diğer hiç bir parti yüzde 10 barajını geçemedi.

Bütün bu bilinenleri yinelememin nedeni, 2002’de yola çıkan bu günkü Partili Cumhurbaşkanından (Tek Adamdan) önce 1950-2002 arasında yani yarım yüzyıldan daha fazla süre ihtilale, dolaylı-dolaysız darbelere (demokrasinin kesintilerine) karşın, izleyen en çok üç yıl içinde olağan demokratik sürece dönüldüğünü göstermek, belgelemek idi.

Şimdi bakalım; 14 yılda Gülen Hizmet Harekâtı sayesinde anayasayı değiştirdiler. Orduda, yargıda, milli eğitimde kadrolaşarak, laik demokratik parlamenter cumhuriyet sistemi yerine Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet (Te Adamlık Ilımlı İslami Cumhuriyet) sistemine geçtiler.

Hala tartışmalı, kimine göre kurgulanmış, onlara göre aldatıldıkları Paralel Devlet FETÖ’nün can alan ve kan döken 15 Temmuz 2016 kalkışması*** sonucu resmen uygulanan olağanüstü hukuk ve yönetim her ay sertleşerek beş yıldır tırmanıyor.

19 yıl sonra ülke, bu gün her bakımdan (iç-dış güvensizlik, adaletsizlik, pahalılık-işsizlik, yolsuzluk vb.) adeta çökmüş ve yalnızlaşmış durumda.

Çıkış için tek demokratik çözümün seçim olduğu tartışması sürüp giderken Partili Cumhurbaşkanının (Tek Adam’ın) şu sözünün altını çizmek istiyorum: 

“hiç kimseye artık ülkenin yönetimi teslim edilemez" 

Bunun açılımı yapılırsa, AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan demeye getiriyor ki;

Seçimin ne zaman ve nasıl yapılacağına AK Sarayın karar vereceğine herkes inanmalı,

Millet İttifakının dağılması zorlanmalı (Saadet Partisinde Asiltürk operasyonu),

Devlet Bahçelinin yerine ya da yanına, (AK Sarayın geleceğini güvence altına alacak) -iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş- parlamenter sistem isteyen M. Akşener cumhur ittifakına alınmalı,

Kapatarak ya da başka bir yolla HDP’nin oyunun en az yarısının AK Saraya gelmesi sağlanmalı;

Bunlar oldurulamaz ve birinci ya da ikinci turda AK Sarayın yine de kazanacağı kesinleşmez ise, seçim ertelenebilir ya da, sonuçları tartışılır duruma çevrilir ve geçersizleştirilir.

Ben yine de yazımı, geçen haftaki gibi iyimser bağlayacağım;

Laik demokratik cumhuriyetçilere düşen, özenle, cesaretle ve sabırla izlemek. Yerinde ve gereğinde akıl yollu ve soğukkanlı tepkide dayanışma içinde olmak. 

Kesin olan bir gerçek var: Yakan tarih, bir yolla(!) zirveye çıkmış çok Tek Adam gördü ama sonsuza dek zirvede Kalan’ını hiç görmedi.

(*) İhtilal: Bir ülkenin siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını veya yönetim düzenini değiştirmek amacıyla kanunlara uymaksızın cebir ve kuvvet kullanarak yapılan geniş halk hareketi, devrim (TDK)

(**) Darbe: Ülkede bir grup tarafından örgütlü bir biçimde silah zoruyla baskı kurularak veya seçim dışındaki demokratik usulleri kötüye kullanarak mevcut hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi (TDK)

(***) Kalkışma: İsyan, ayaklanma (TDK)


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 19.7.2021 08:50:57 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu