DEMOKRASİ AMAÇ değil ARAÇ* olursa?




Kabil hava alanından kalkan ABD uçağının tekerleklerine yapışanların videosunu izlerken, yarım yüzyıl önce ABD’nin Vietnam’dan çekilirken (kaçarken) çekilmiş benzer fotoğrafları anımsadım.

ABD Vietnam’dan bu yana dünya Jandarmalığını (enerji kaynakları başta ekonomik sömürüsünü) sürdürebilmek için Güney Amerika’da, Ortadoğu’da ve Asya’da çok can aldı-aldırttı, kan akıttı-akıttırdı.

Daha da korkuncu, istediğini aldıktan sonra bu üç bölgede de, ne huzur, ne hak-hukuk ne de vicdan bıraktı.

Dışardan bakıldığında Güney Amerika’da kan akışı durdu gözükse de, ekonomileri küresel sermayenin eline geçmiş, sosyal ve toplumsal sorunlar (gelir adaletsizliği, sağlık ve eğitim sorunları, korku-karanlık ve aşırı çevre kirliliği vb.), çözülemez boyutlarda.

Ortadoğu, özellikle ilk Irak işgalinden bu yana artık tam bir can ve kan bataklığına dönmüş, bulaşan içinden çıkamaz durumda.

Asya’nın özetini Afganistan’ın Taliban ülkesi olup bittiği gerçeği gösteriyor.

Buradan, Sovyetler Birliği (Rusya) askerlerini Afganistan’dan çeken o tarihteki Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un** şu sözleriyle sürdürmek istiyorum; “Diğer benzer projelerde olduğu gibi bunun da merkezinde, bir tehdidin abartılması ve hatalı şekilde tanımlanmış jeopolitik fikirler vardı. Buna, birçok aşiretten oluşan bir toplumu demokratikleştirme yönündeki gerçeklik dışı girişimler eklendi."

Türkiye’miz açısından Gorbaçov’un son cümlesi, çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor:

İran ve Mısır dışında hemen bütün Ortadoğu halkları, hiçbir zaman egemen bir devlet olamadıkları gibi demokrasiyi de tanımadılar. Laik cumhuriyet sayesinde yüz yıldır soluduğumuz, uygarlık yolunda -merkezi hükümete dayalı birlik ve dirlik içinde- bizim gibi bir devletin yurttaşları da olamadılar.

Büyük Britanya Krallığı (İngiltere) birinci dünya savaşı sonrası Ortadoğu ve Arap Yarımadasını paramparça etti. Ezelden beri var olan Aşiretler (kabileler, şeyhlikler ve emirlikler) arasında bölüştürdü.

Bu gün, kimi ABD’nin, kimi AB’nin bir-kaç büyüğünün, kimi Rusya’nın tam kontrolü altındaki (Gorbaçov’un Afganistan özelinde işaret ettiği) Aşiretler, Irak ve Suriye’deki savaş ve terör cephesinde -batağında-, Türkiye Cumhuriyet Hükümetinin karşısında doğrudan ya da dolaylı muhatap durumundalar.

Kuzey Irakta hala ayrı bir devlet olamayan Barzani Aşireti nerede ise PKK’nın ilk günleri 1980’lerin ikinci yarısından beri Ankara’nın bölgedeki dış ilişkilerinde aracı bağ olarak kullandığı güç oldu.

Suriye’ye bulaşıldığı ilk günlerde, güney sınırımızdaki Aşiretleri temsilen Ankara’da resmi konuk olarak ağırladığımız PYD’nin o tarihteki başı Salih Müslim’i PKK’lı olarak kırmızı bültenle arar duruma geldik.

Bu gerçekler, ABD Başkanı Bush’un Suriye’ye demokrasi vaat eden BOP projesinin “Başkan Yardımcısı” olarak kurulan sınır ötesi hayallerin, bu günkü çıkmaza nasıl ve neden gelindiğini belgeliyor.

Gorbaçov’un söylediğinin özeti şu, “aşiret düzeni (kalıcı duruma gelmiş feodal yapı)” varsayılarak ve onunla işbirliği ile bir ülkeye ve bir bölgeye demokrasi getiremezsiniz.

Geçmişe dönelim ve PKK öncesi güneydoğu bölgemize bakalım; Aşiretler,  maddi manevi her şeye nerdeyse mutlak hâkimdi.

Beş yıl öncesine kadar, PKK karşısında en güvendiğimiz silahlı güç “koruculardı”. Yani Aşiret Reislerinden derlenen yarı resmi kolluk gücü. Yıllarca o bölgenin köy nizamını ve sınır güvenliğini jandarma onlarla dirsek teması sayesinde kollamaya ve korumaya devam etti. Azalsa da sürüyor.

Ancak, devletin iç kolluk ve sınır ötesi istihbarat ve askeri güçleri profesyonel duruma getirildiği ve yüksek maliyetli silah ve istihbarat donanımı sağlandığı (ki bana göre genel ekonominin ve mali durumun bu denli yıkım içine düşmesinin başlıca nedeni) halde, bölgede ve sınır ötesinde barış ve güven ortamı hala yakın gözükmüyor.

Demek ki ne imiş: Halkları, birlik ve dirlik içinde tutmak (yönetmek) için laik demokrasiye gönülden ve akıldan bağlı olmak gerekir. Demokrasi, “sadece sandıktır” anlayışıyla ve -aşiretlerle, tek adamlıklarla, tarikatlarla, emirliklerle ve mezhep krallıklarıyla- kişisel ilişki kurarak değil ülke, bir kent bir mahalle bile yönetilemez.

(*) Şu sözler, Partili (AKP’li) Cumhurbaşkanı (Tek Adam) R.T. Erdoğan’a aittir:

      “Demokrasi bizim için amaç değil, hedefe giden yolda araçtır”

      “Evet, demokrasi sadece sandıktır”       

(** )Mihail Sergeyeviç Gorbaçov: Rus siyasetçi ve hayatta olan tek Sovyetler Birliği Cumhurbaşkanıdır.  Glastnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılandırma) adını verdiği reform çalışmaları Soğuk Savaş'ı bitirdi; 1990'da Nobel Barış Ödülünü kazandı. Hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi listesinde yer almaktadır.

 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 23.8.2021 08:44:48 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu