Ne Zaman Bitecek Tanrım Bu AZAP (Şarkı)*




Kurtuluş Savaşının 2. Adamı, varlığını ulusun ve ülkenin bağımsızlığına, birlik ve dirliğine adamış kurmay-diplomat-siyasetçi İsmet İnönü, ülkesinin ve halkının esenliğinden sorumlu olanlar için der ki, “Bir Sergüzeştçinin bir-kaç macera kazanması, onun sergüzeştçiliğini ortadan kaldırmaz”.

 

R.T. Erdoğan, 2004’de henüz çiçeği burnunda Başbakan iken memleketi Rize’de, “milli görüş gömleğini çıkardım” demişti. Yüzde 34 ile tek başlarına hükümet olmuşlardı ama aklında, daha önceki milli görüşçü partilerinin kapatılma korkusu vardı. O nedenle buna benzer sözleri, içerdeki vesayetçilere ve izinlerini aldığı ABD ve AB’ye kendisine güvenmeleri için mesaj niteliğindeydi.

Gülen Hizmet Hareketinin (FETÖ) sayesinde ele geçirdiği vesayet (askeriye-polis-yargı)) güçleri ile sandıktan çıkardığı 2016 Anayasası sonrası yapılan 2018 seçiminde Partili Cumhurbaşkanlığını (Tek Adamlığını) ilan etti.

İlan ederken de başta aş-iş sorunu (yokluk, yoksulluk, gelir dağılımı uçurumu, işsizlik) olmak üzere halkın ve ülkenin temel sorunlarını kısa sürede çözeceği sözünü verdi. Öyle ki, batıda ABD’den doğuda Afganistan’a, kuzeyde Rusya’dan güneydeki Zambiya’ya ve Covid-19 aşısından dolar fiyatına, valisinden odacısına kadar artık her konuda “yetki de, sorumluluk ta bende” diyordu.

Açıkçası içerde ve dışarda herkes, yüzde 50+1 (halkı ikiye bölen) oydan güç alan “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında, iç-dış her konuda Tek Adamın “gözüne bakar-sözünü dinler” duruma girdi.

Daha üç yıl dolmadı. Bakalım halkın, ülkenin geldiği durum ne, şahlanıyor mu, tepetaklak mı?

Sağlık; Salgın bitti derken tekrar başa dönme korkusu yaşanıyor. Sürü bağışıklığı beklerken, tersine yoksul kesimlerde alınyazısı bağlılığı yüzünden vaka sayısı ve can kaybı önlenemez bir tırmanışta.

İşsizlik (resmi rakam yüzde 11, gerçek tahminler ortalaması yüzde +25), enflasyon (resmi rakam yüzde 16, gerçek tahminler yüzde 30), gelir dağılımında uçurum derinleşti: (Türkiye İstatistik Kurumunun gelir dağılımı araştırmasına göre, nüfusun en düşük gelir düzeyindeki ilk yüzde 20’sinin, milli gelirden aldığı pay yüzde 5’e düşmüş. En zenginler grubu yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 45. Yani en yoksul yüzde 20 ile en zengin yüzde 20 arasındaki gelir farkı, artarak 9 kata çıkmış. Yine aynı araştırmanın verilerinden, nüfusun yüzde 20’si yoksulluk sınırında, yüzde 5 nüfus açlık sınırının altında).

Salgından dolayı, orta ve alt gelir grubundaki çalışma ve geçinme koşulları sonucu, hane gelirleri tükenmiş. Borçla geçinmek zorunda kalan milyonlarca insan öz güvenini ve ruh sağlığını yitirmiş, bunalma girmiş durumda.

Sözde, AK Sarayın Arap ortaklarından alınan dövizlerle hazine dolu, ama kısa vadeli dış borç bütün zamanların kat be kat üzerinde. Türk Lirasının değer düşüşü durdu gözükse de, ödemeler dengesi cari açığı çok yüksek ve dış kaynak girişi kurumuş halde.

Ülke çıkarları değil, duygusal gerekçelerle yürütülen dış politika, ülkeyi yalnız ve güvenilmez bir konumla karşı karşıya bıraktı. Hem ABD’yi, hem Rusya’yı ve hem de Sünni Arap dünyasını ayni zamanda idare etmenin sonucunda, ülkenin dış ilişkileri çıkmaza girmiş durumda.

Demokrasilerde bir ülke bu duruma düştüğünde, çıkar yol “seçimdir”. Uzunca bir süredir yaşanan ve yukarıdaki çıkmazdan kurtuluş için muhalefet aylardır erken seçim için söz birliği etmiş gözüküyor. Ancak, AKP (Partili Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan) ve cumhur ortağı MHP (Devlet Bahçeli) sandık korkusuna kapıldıkları için geçiştirme çabasındalar.

Son seçimdeki ittifaklar düzeni ile yeni bir seçimi kazanma yani yüzde 50+1 alma olanakları kesinlikle yok. Bu gerçek AK Sarayı, İYİ Parti ve hatta ikinci “açılım” vaadiyle HDP’yi formüle ederek Cumhur İttifakının tabanını genişletme hesaplarına zorladı.

Bunun için şeklen parlamenter sisteme dönmeyi ve seçim yasasında değişikliği düşünürken, doğal afetler, yeni göç dalgası ve daha önemlisi R.T. Erdoğan’ın ekranlara yansıyan sağlık sorunu, Ankara’nın (AKP başta, merkez sağ partilerin) kulislerinde, seçimden önce Tek Adam sonrasının senaryolarının konuşulmasına neden oldu.

Geçen haftaki TV söyleşisinde Fatih Altaylı ile Saadet Partisinin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu arasındaki soru-yanıtlardan bu konuda olasılığı yüksek somut işaretler çıktı;

Haddimi aşıyor olsam da, son 50 yıldır uygulamalı siyasette olan bitenleri (politik senaryoları, sahneye konan oyunları ve oyuncuları) anlamak ve yorumlamak için doğrudan ya da dolaylı olarak yeterince ilgim ve bilgim oldu. Bu son aşamayı yorumlamadan önce genel bir saptama yapmam gerekir ise, “1973’den bu yana yaşananların (siyasi oyunların) genel karakteri (iktidar yapısı) sonuç olarak hiç değişmedi” diyebilirim. Şöyle ki;

ABD’nin başını çektiği dünya görüşünün (ekonomik ve politik düzenin) güdümündeki iktidar yapısı. Bu yapı ilkin Demokrat parti, devamında Merkez Sağ (Adalet-Doğruyol-ANAP) ve Milli Görüş (Nizam-Selamet-Refah) partilerin özü (asıl hedefi) “Türk-İslam Siyaseti” olan yolda 21. Yüzyıla değin sürdü.

2002 seçiminde iktidarı devir alan AK Parti’de (kurucu başlar Abdullah Gül- Bülent Arınç- Recep T. Erdoğan ve kardeşleri de), yukarıda altını çizdiğim gibi devlet vesayetini ele geçirmek için “artık milli görüşçü değiliz” demelerine karşın dayandığı Türk-İslam siyasetini yaşama geçirme savaşımını hırs ve inatla sürdürdüler.

Şimdi gelelim bu güne; Bu günkü seçim düzeniyle gidilirse, CHP’nin başını çektiği millet ittifakının karşısında, yirmi yıllık iktidarlarını yitirme olasılığına karşı bu siyasetin Ortak Akıl Etkinlerinin ve Vesayet Çevresinin, bir yeni seçenek arar oldukları anlaşılıyor.

Bu seçeneğin de, Türk İslam siyasetinin (merkez sağ ile milli görüşün) üzerinde en yüksek katılımı sağlayacağı bir Zat’ın cumhurbaşkanlığı adaylığında birleşmek olacağı, akıllara yatmış gibi.

Bu Zat’ın önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmasını, gölgeli ve uzak bir ilişki gözükse de R.T. Erdoğan’ın da kabulleneceği izlenimi var. Öylece geleceğinin güven altına alınması konusunda herkesten önce kadim kader Kardeşine güvenebilir. AK Parti üyesi ve milli görüş siyasetinin yaşayan en etkili politikacısı olma niteliğini de koruyor.

Dahası, 2018 öncesi Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun millet ittifakı aday adayı olduğu için cumhurbaşkanı aday olduğunda karşısında CHP’nin etkili bir eleştiri kampanyası götürme gücü kırılır.

Ve hatta İYİ Parti Genel Başkanı bile siyasi çizgisi açısından karşı çıkmakta, istese bile çok zorlanır. Ve sonuçta ikna edilir.

Daha önemlisi AB, ABD, Arap dünyası başta olmak üzere, Avrasya ve çok sayıda ülkeyi Abdullah Gül için her bakımdan seferber edebilirler.

Yine de AK Sarayda kendini “Erişilmez Güç” gören R.T. Erdoğan’ı, kökleşmiş bilinçaltı baskın düşünce ve duygularından kurtarma konusu, kurgunun (oyunun, senaryonun) en dar boğazıdır. Yetmiş yıllık oyunun sürmesini isteyen üstün de üstündeki akıldan kimler ve nasıl bu dar boğazı açar, göreceğiz.

Bizim dileğimiz, bu azap artık bitsin ve laik demokratik cumhuriyet sevdalıları için doğan “sandıktan çıkarak iktidar olma” umudu ilk kez gerçek olsun.

(*) https://www.youtube.com/watch?v=h1ijZ6nTw5c  (Muazzez Ersoy)

 

  

 

 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 30.8.2021 08:57:42 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.



Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu