NİTELİKSİZ CESARET…




Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, üstesinden çok zor gelinecek köklü ve önemli sorunları salt cesaret konusu yaptığında “tek adamlığa” kayması, istemli ve olası sonuçtu.

Bağışlarsanız, yaşadıklarıma dayanarak kişisel ve bilgiç (ukalâ) bir değerlendirme yapacağım. Yaparken de Albert Einstein’ın şu sözünden cesaret aldım: “sorunu basite indirgeyemezseniz -anlamamışsınız ve çözemezsiniz- demektir”

Cesaret, liderliğe soyunanlarda olması gereken birincil özelliktir. Bölgemizde, Avrasya’da ve hatta Balkanlar’da, duygusallığın ve kaderciliğin ağır bastığı geniş kitleler indinde, sırf cesaretiyle liderliği de aşan ve kahramanlaşan(!) örnekler vardır.

Ancak cesaret sahibinde, bilgi, deneyim, sağduyu ve özveri bir arada olmazsa, kişi gerçek anlamda lider olamaz. Bunlarsız ve üstelik yüreğinin hacmini de aşarak cesaret gösterisine kapılanlar, o yüzden de dünyayı içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya getirenler bile oldu. 

Murat Karayalçın’ı DPT'de çalışırken tanımıştım. Yetenekli, bilgili, çalışkan bir gençti. SBF'de okumuş, yabancı dil bilen ve Rize kökenli, görmüş-geçirmiş bir aileden geliyordu.

Türkiye’nin ilk büyük uydu kent projesi olan Batı Kent Toplu Konut uygulamasının başına getirildi. Kısa sure içinde olağanüstü başarılı oldu. Bu başarı, onun özgüvenini ve dolaysıyla cesaretini artırdı.

1989 yerel seçiminde Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP), Murat Karayalçın’ı Ankara Belediye Başkan aday yaptı. O da, seçimi kazanarak belediye başkanlığına ve fiili politikaya ilk adımını attı. Çok başarılı oldu ve Ankara düzeyini de aşan yönetim yeteneğini kanıtladı.

Ankara’nın bu gün ulaştığı temiz ve yeşil çevre, Metro, Dikmen Vadisi ve Çayyolu başta, bütün projelerin sahibi ve başlatıcısı odur.

Politikada deneyimsiz olduğu için ben, Karayalçın’a belediye başkanlığını bırakmamasını önermiştim. Ancak, Genel Başkan Erdal İnönü ve yakın çevresinden destek bulduğu için aday oldu ve 1993'de, SHP Genel Başkanlığı’na seçildi.

Belediyedeki başarısına bağlı olarak artan özgüveni ona, Atatürk'ün, İsmet Paşa’nın, Ecevit'in, Erdal İnönü’nün ve Baykal’ın oturduğu o koltuğu dolduracak cesareti de vermişti.

Recep Tayyip Erdoğan ise, İstanbul Belediye Başkanı olunca tanındı. Kendi sözüyle bir Rum ustanın çıraklığını yapmış, imam-hatip çıkışlı, milli görüş çizgisinde bir politikacı. Sporcu, zeki, Kasımpaşa’da büyümüş, o da Rize kökenli bir aileden.

Erbakan Hoca’nın Refah Partisinin İstanbul İl Başkanı olan Tayyip Erdoğan da Karayalçın’a benzer bir yoldan geçti. O da, ilk başarısını 1994’de İstanbul Belediye Başkanlığını kazanarak gösterdi. Bu başarısı, onun da cesaretini daha da arttırdı.

28 Şubat dolaylı darbe yüzünden parçalanıp dağılan milli görüş siyasetini yeniden AKP'de toplaması da, Erdoğan’ın bu yükselen cesaretinin sonucuydu.

Benim o zaman gördüğüm eksikliklerine karşın Karayalçın, bugünkü R.T. Erdoğan’dan daha olumlu bir örnekti. Ancak, çok kısa süre sonra o Karayalçın’ın yerinde, sıradan ve başarısız bir "parti genel başkanı" gördüğümde, çok üzülmüştüm.

Tayyip Erdoğan gibi, daha bazı büyük kent belediye başkanlarının, bir-iki başarıdan sonra genel başkan olma hevesini ve merakını Türkiye’de ilk uyandıran Murat Karayalçın olmuştur. Sonraları, politikayı iyi niyetle sürdürmek isteyen, ülke için kaybedilmiş bir Murat Karayalçın’ı yine üzülerek izledim.

Bunun Dünya’da da örnekleri vardır. Ünlü Alman Devlet adamı Willy Brandt başbakanlığa Berlin Belediye Başkanlığı’ndan gelmiştir. Jacques Chirac, Fransa Cumhurbaşkanı olmadan önce Paris Belediye Başkanı idi.

Ancak Türkiye'nin toplumsal dokusu ve politik yapısı, Almanya ile Fransa'dan çok farklıdır. Bu ülkeler, sanayi devrimi ile birlikte İngiltere’den sonra demokrasinin oturduğu ve kurumsallaştığı ülkelerin başında gelir.

Üstelik bu liderler yalnızca bilgili, deneyimli ve cesur oldukları için değil, İkinci Dünya Savaşı’na dayanan ve ülkeleri düzeyinde çok zorlu politik kavgalar verdikleri ve bu kavgalardan üstün başarıyla çıktıkları için, o görevlere seçildiler.

Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ikide bir "İstanbul’u nasıl başarıyla yönettiysek, Türkiye'yi de öyle yöneteceğiz" diyerek ve salt cesaretine güvenerek AKP ile çıktığı yoldaki çoğu söz ve kararlarında ortaya çıkan olumsuzluklar ve yanlışlar rastlantı değildir.

Cesaretini, çevresini partizan ve yandaş yapmakta çok ustaca kullandığını açıkça ve övünerek dillendirebilmektedir. Dahası, “Demokrasi sadece sandıktır”, “Ben anayasaya uyacak değilim, anayasayı bana uyduracaksınız”, “Ekonominin kitabını ben yazdım” derken, demokrasinin olmazsa olmaz kurum ve kurallarını, açıkça hiçe sayabilmektedir.

Ancak, toplumların yaşamını kişiler değil, olayların oluş ve değişimi belirler gerçeğini henüz hiçbir kişi değiştiremedi. Olumlu ya da olumsuz katkısı bir süre ve dönem konusudur. Gelir ve gider.

Tarih, Hitler gibi niteliksiz cesaretlileri de, Mustafa Kemal Atatürk gibi yüreği insanlık ve barış aşkı dolu eşsiz kahramanları da ilelebet yazacaktır.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu