DÜNDEN BU GÜNE İNSAN (SEÇMEN)




AKP’nin MV Aday Adayı yandaş Hâkimin oyu ile yok edilen adalet adına Fatih Altaylı’nın tepkisi çok yerindeydi ve sertti. Ortalama seçmen kitlesinin halini(!) göstermesi bakımından Altaylı’nın bu yazısına karşı sosyal medyadaki yoğun küfür ve tehdit dolu yanıtları çok manidar ve tehlikeli buldum.

Artık, demokratik kurum ve kuralların olmadığı ve laik cumhuriyet karşıtı bir darbe süreci yaşadığımızı kimse yadsıyamaz.

Yine de halkın hakka dönük sağduyulu bilincine güvenimden dolayı, Adil Korkut’un bir süre önceki yazısını yinelemekten vaz geçmiştim ki, “Adaletin mülkün temeli olmaktan tümüyle çıktığını” belgeleyen bu son olay, o yazıyı bir kez daha yayınlamama beni zorladı. 

Yaşananları doğruladığı için A. Korkut’un saptamalarına geçmeden başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum; Kitlesel Anadolu insanının göstergesi olan Amasya’mızda tanıdık bir iş yerindeyim; Genç bir nişanlı çift yeni evleri için eşya bakmaya geldiler. Babaları yaşında olduğum için övme niyetiyle, “birbirinize çok yakışmışsınız, aferin oğlum, nerden buldun bu güzel kızımızı” dedim. Yanıtı gayet ciddiyetle, “Allah-u Teâlâ’dan” oldu.

Ben de, 1977 seçiminde yüzde 52 oyla seçildiğim Amasya’mızda, AKP geldiğinden beri partimin oyunun yüzde 20’nin altına düştüğü ve aydınlık karşıtı oyların yüzde 70’i bulduğu gerçeğine karşı duyduğum sorumluluğun etkisiyle, yirmi yaşlarındaki gence, “Allah-hu Teâlâ ne zamandır bu işlere karışıyor?” demez olaydım! Boğazıma sarıldı..

Şimdi geçelim Adil Korkut’a:       

Osmanlı feodalizminin biçimlendirdiği insanımız, Birinci ve İkinci Dünya savaşları arasındaki kısa süreyi saymazsak, 1500’lü yıllardan bu yana ayni toplumsal/siyasal kültürle bilinçleniyor. (Bilinci, içselleştirilmiş bilgi ve deneyim olarak ele aldığımı belirtmeliyim)

İnsan, iç dünyasına bakan bir canlıdır ve diğer hayvanlardan bu yönüyle de ayrılır. Kendi dışındaki gelişmelere bakarken, iç dünyasına döner ve kendine bakar. Karşılık bulmadıklarını görmez, umursamaz.

Yönetenler onu kullanıyor, sömürüyor, eziyor, insan yerine koymuyordur ama... İnsan iç dünyasında yılların birikimiyle yerleşmiş din, gelenek, alışkanlıklar vs. gibi değerlerine baktığında gördüğü sudur:

“Başımızdaki insanlar bir şeyi yapıyorsa, mutlaka bir bildikleri vardır!”

“Müslüman adam asla kötülük yapmaz!”

“Kapıya kadar her türlü yardım malzemesi getirenler hayırseverdir ve bir hayırsever dünya nimetlerine tenezzül etse de, mazurdur”

Böyle bir bilince sahip insana, yolsuzluk haberleri ne kadar etki eder?

Böyle bir bilince sahip insanı, haksızlık-hukuksuzluk haberleri ne kadar etkiler?

Bakmaz bile ki, görebilsin... Gözünün içine soksanız, sizi kendi iç dünyasındaki kimlikle bağdaştıramadığı için, diyeceği şu olur: “Ben kendimden olana bakar, kendimi onda görürüm, siz bana yabansınız”.

Onu uykusundan uyandıracak en gerçekçi, en somut gelişmeler bile, “ha” deyince sonuç getirmez.

İnsanın iç hesaplaşması asla kolay gerçekleşebilen bir değişim değildir.

Ancak bencilce dikkat ettiği şeyler zihnini biçimlendirir, seçici ilgi olmasa deneyim bir karmaşadan başka bir şey olmazdı. Zihin, insan için çok önemlidir. Onu, kendi dış dünyasından seçtiği bilgilerle oluşturur.

Örneğin Anadolulu kitlesel seçmenin zihninde “solculuk” ahlaksızlıktır, dinsizliktir, hatta teröristtir, kilitleyicidir... İnsanımızın büyük bir çoğunluğunun siyasal yelpazede kendini “sağcı” görmesi, sosyo-ekonomik anlamdaki kâr peşinde koşan “anamalcılık” ile tanımlanamaz.

Bazı insanlarımız kendi iç dünyasında kendini ‘Türk olarak biliyor. Ayni iç dünyada Osmanlılık da yaşayabildiği için, bu insanlarımıza göre Osmanlı da ‘Türk’tür. Anadolu’da, Osmanlı değil de Karamanoğlu egemenliğinde yüzyıllar geçirilseydi, bugün ayni çelişkileri yaşamayabilirdik.

Türk kavramı üzerinde yapılan tartışmalarda, işte bu birbiriyle örtüşmeyen yüzlerce yıllık bilincin etkisi vardır. Müslümanlık da öyledir! Orta Asya’dan Anadolu’ya gelenlerde, Şaman geçmişle harmanlanmış Şia Müslümanlığı iç dünyaları bilinçlendiriyordu.

Ahmed Yesevi, Yunus Emre, Ahi Evran, Nasreddin Hoca, Hacıbektaş, Karacaoğlan... Bu süreç, ‘13. Yüzyıl Aydınlanması’ ile doruğa ulaştı. Saltanatın ganimet sömürgeciliğine geçişi ve türlü yozlaştırmalarına karşın, Yavuz Selim Abbasi Halifesinden Sünni Halifeliği alıncaya kadar sürdü bu kültür-inanç sentezi.

Bugün eğer eline-beline-diline sahip olmayan, Edebali’nin bile sözlerini tınmayan bir ahlak yapımız varsa, sebebi iç dünyamızın çok uzun yıllar içinde bilinçlenmesindendir.

                                                               xxx

Ben, Adil Korkut’un tarihî gelişim sürecindeki bu denemesini, Partili Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın yirmi yıldır (hatta 1994 İstanbul Belediye Başkanlığından beri) nasıl olup ta sandıktan çıkabildiğini, göreceli de olsa hala açıklar nitelikte görüyorum.

Ancak 21. Yüz yılın başından bu yana bütün dünyada olduğu gibi halkların (insanın) değişim süreci o denli hızlandı ki,  Egeden (Batıdan) özellikle İstanbul başta, yerel seçimlerde başlayan uyanış ve AK Saraya karşı başkaldırı, Anadolu insanımızın ilk seçimde Tek Adam R.T. Erdoğan’ı sandıkta alaşağı edebileceğini gösteriyor artık.

Yeter ki ana Muhalefet, hem ülkenin hem de seçmenin gerçek sorunlarını (batık durumunu), ittifaka ortak aday bularak (ya da olarak) ve halk yardakçılığına dayalı söylemlerle yenebileceği (sandıktan çıkabileceği) yanlışından, hafifliğinden ve sorumsuzluğundan bir an önce vaz geçsin…

Ramazan ve Emek Bayramınızı kutlar esenlikler dilerim E.Ç.

 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu