Sandıktan geldiler, Sandıkta gidecekler




AKP’li Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı olup, İslamcı siyasetin (Ümmetin) önderliğine soyunana dek, Türkiye’de politika çoklukla Aş-İş yani ekonomik ve sosyal sorunlar üzerinden yapılırdı. 

Bugün artık partiler değil, lider geçinenler (özellikle R.T. Erdoğan ile karşısındaki?) arasındaki gündeme, halkın asıl derdi pahalılık ve işsizlik yerine, sür-gir hale gelen sandık kavgası hâkim olmuş durumda.

Bunu R.T. Erdoğan’ın kasıtlı ve planlı olarak başlattığı, tırmandırdığı ve sürdürdüğü, içerde dışarda sağduyulu herkesçe görüldü. Onun artık tek amacı var; Ne pahasına olursa olsun, AK Sarayda Tek Adam kalmak. 

-Ne pahasına- dememin nedeni, kendince Vazgeçilmezliğini borçlu olduğu sandıktan bir daha çıkamayacağı korkusuna kapılmış durumda.

Başından beri demokrasiyi “sadece sandık” bildiğinden, 1997’deki Milli Görüşçü Başbakan Necmettin Erbakan’ın da imzaladığı, aslında Fethullah Gülen Hizmet Hareketinin laiklik karşıtı eylemlerine karşı olan Milli Güvenlik Kurulu kararlarını, -hedefi yolunda engel olacağı için- istismar konusu yaptı. 

2003’de yasaklılığı kalkıp ta Başbakan olduktan sonra her seçimde kendi deyişi ile “kan kusup, kızılcık şurubu” içerek oyunu artırmak için başta ABD, AB olmak üzere, devletin güç mevzilerine karşı ödün vermeyi becerdi ve takiyenin alasını yaptı.

2010 Anayasa değişikliği ile askeri ve yargısal vesayeti kendi eline alınca da, rahatladı ve “asil hedefimiz, dindar nesil yetiştirmektir” dedi. Bu savını, aldığı yarı seçmen oyuna bağlayarak, “egemenlik hakkı bende” dercesine muhalefet partilerinin liderleri dahil olmak üzere karşıtlarıyla, inanç ve tinsel düşünce temelinde savaşımı tırmandırdı. 

Bu tırmanışa karşın 2021’in ikinci yarısına kadar seçmen, Aş ve İş konusunda Tek Adama desteğini göreceli de olsa sürdürdü. Ne var ki, son bir yılda arka kapısından boşaltılan Hazine ve pul olan Türk Lirası yüzünden seçmenin gözü fal taşı gibi açılmış durumda.

AK Saray çoğu yar ve yaranlara dönük yapılan savurganlığın önünü almak için dönüp aynaya bakacağına,  Arap Şeyhlerine “ne isterlerse vererek” sandıktan son defa çıkma hırsı ile seçmeni olmayacak vaatlerle elinde tutmaya çalışıyor.

15 yaşımda muhasebeci çıraklığı ile iktisat öğrenmeye başladım. Fakültesinde okudum, kurulduğu yıllarda Devlet Planlamada öğrenimimi uygulamalı olarak sürdürdüm. Bilgi ve birikimimi lisansüstü eğitimle artırmak için çaba gösterdim.

Donamımı, politika yoluyla da hizmete aktarmaya çalıştım. Türkiye’min ekonomik kalkınması için özellikle kamu maliyesi ve hazinesinin üstlendiği olağanüstü önemli görevlerin yanında ve içinde deneyim elde ettim.

Ekonomist olarak bu yetmiş yıl içinde öğrendiğim ve hangi sistemde olursa olsun bir ülkeyi (firmayı) yönetenlerin kesinlikle bilmesi (aklının özümsemesi) gereken ESAS*, ekonominin temelinde “aritmetik hesap dengesi” yattığıdır.

Yaşamın ve bilimin öğrettiği bu esasa muhasebe diliyle şöyle denir; “Masadan çıkan Kasaya, Kasadan çıkan Masaya”. Açılımı, ekonominin “Gelir-Gider, Yatırım-Tasarruf, Alacak-Verecek” hesabı tutacak ve iki çizikle bağlanacak. 

Yoksa tutturamayıp, bilinçaltındaki tinsel ezberinize ya da sınama-yanılmaya, ‘ben bilirim diyerek’ uydurmaya ya da gözlerinizdeki ışığa dayanarak tutturmaya kalkarsanız, ekonomiyi çözümsüzlüğe, halkı da bu günlere getirirsiniz.

Ancak bilesiniz, yakın geçmişte hem de Avrupa’da sandıktan gelse de, böyle yapan hiçbir Tek Adam sarayında (postunda) kalamadı. Dileriz, laik demokratik cumhuriyetimizde gidişleri onlar gibi olmaz, sandıktan gelen sandıkta gider…

 (*) Esas (TDK): Bir şeyin özünü oluşturan ana öge, temel. Bir iş veya sözde doğru biçim. Ana, temel olarak alınan. Ana düşünce. Ana görev.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu