SAVAŞKANLARA KARŞI NE YAPMALI?




Hazar denizinden Akdeniz’e, Basra körfezinden Tuna nehrine kadar Türkiye’mizin de içinde olduğu kıtasal büyüklükteki onlarca ülkenin karşı karşıya kaldığı soğuk ve sıcak savaşlar ikinci dünya savaşından beri hiç bu kadar tırmanmamıştı. Orta doğuda başlayan ve Sovyetler Birliğinin (Rusya’nın) parçalanmasıyla Bosna’da ve Çeçenistan’da ve son Filistin’de alevlenen ırk, din hatta mezhepler arası yangının sönme umutları artık görünmez oldu.

Tartışmasız gerçek, barışın bu denli yok oluşunun asıl sorumlusu başta ABD ve artık Çin olmak üzere silah üreticisi, hem de BM Güvenlik konseyi daimi üyesi beş en büyük ülke politikacılarıdır. Kendi aralarındaki çirkin oyunlara dayanan sürdürdükleri korkunç “silah pazarını paylaşma” savaşımının kapısı şöyle açıldı.

6 Ağustos 1945’te ABD Başkanı Harry Truman kongrede şunları söylüyordu: “Bir Amerikan uçağı, 16 saat önce Japonya’nın önemli bir askeri üssü olan Hiroşima’ya bir bomba* attı. Bu bir “Atom Bombasıdır”. Bu bomba tarihte kullanılan en büyük bombadan iki bin defa daha etkili ve 20 bin ton dinamitten daha güçlüdür. Almanlar bütün çalışmalarına karşın bu atomik bombayı yapamadıkları için biz çok şanslıyız. İstersek bu bomba ile bütün Japonya’yı yok edebiliriz. Ben kongreden Amerika içinde atomik gücün üretimi ve kullanımını kontrol etmek için bir komisyon kurmasını istiyorum. Ve ben yine, bu atomik gücün, dünya barışının etkili ve kalıcı bir şekilde korunması yolunda kullanılması konusunda alınacak kararlarda kongrenin bana destek olmasını dilerim”.

Yakın geçmişte sanıldı ki, Doğu Bloku (Sovyetler Birliği) çökünce ve soğuk savaş bitince, başta ABD, silahlanma yarışı yavaşlar. Görüldü ki, umutlar boşuna imiş! Fırsat ve güç bulan her ülke tırmanışa katılmak için halkını fedakârlığa zorladı (Pakistan, Hindistan, Iran gibi) ve zorluyor. Yeri geldiği için ünlü yazar Wilhelm Reich’in “Faşizmin Kitle Psikolojisi”** kitabından esinlenerek yaptığım yorumumu paylaşmak istedim:

“Kitle psikolojisi, savaş ortamlarında çoğu zaman devlete yaranmak için savaş çığlıklarına kendisini kolayca kaptırır. Oy hesabı yapan çirkin politikacı da, kitlenin bu heyecanını hep kullanmıştır. Gazze’de katliama dönüşen İsrail’in savaş kabinesinde “tüm Filistinlileri yok edene kadar devam” diyebilen aşırı dinci Yahudilerin kıyıma zaten yatkın olan Binyamin Netanyahu azmettirmesi, bu gerçeği belgeliyor.

Sonu gelmez bu savaşkan ortamdan halklar gelecek korkusuna ve umutsuzluğuna kapıldığı halde politik gücü elinde tutan sömürgenler hala daha çok silah satma yarışındalar.

Yine de, başı küresel sömürgen sermayeye dayalı güçlere karşı, barış ve laik demokratik yaşam sevdalısı sivil toplum örgütlerinin, ses getiren bilim-yazar çevresinin, azınlıkta olsa sağduyulu siyaset adamlarının ve hatta demokratik direnişçilerin tırmandırdığı eylemli karşıtlığın yarattığı iyimserliğe güvenmek zorundayız.

Yazımı, çok değerli siyaset adamı, Milli Eğitim Bakanlarımızdan Sayın Hikmet Uluğbay’ın bu konuya ait yorumu ile bağlayacağım: “Toplumlar kolayca elde ettikleri şeylerin değerlerini de pek bilmezler, zirabir bedel ödenmeden kendilerine verilmiştir. Ancak bir süre sonra verilenler yaşam tarzı haline geldiğinde, onları kaybettiklerinde kıymetini anlarlar ve geri kazanma çabası gösterirler. Bizlere düşen görev, topluma iyimserlik veya kötümserlik değil, bilgi sunarak, düşünüp, öğrenip anlamalarını sağlayarak kaybettikleri kaybettirildikleri değerlere yeniden sahip olabilme arzularını sürekli canlı tutup beslemek olmalı diye düşünüyorum”.

(*) ABD 78 yıl önce 6 Ağustosta, Japonya’nın Hiroşima kentine ilk atom bombasını attı. Ünlü Fransız yönetmen Alain Resnais’in filmi, Türkiye’de “Hiroşima Yanıyor” adi ile izlediğimiz “Hiroshima mon amour (1959)”, sinema tarihinin en çok ödüllü bir gerçek sanat eseridir (Genç kuşakların izlemesini öneririm).

(**) Yazar: Wilhelm Reich, Çevirmen: Yüksel Pazarkaya, Yayınevi: Cem Yayınevi


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları

Günlük Koronavirüs Tablosu